Herkes kendisinin patronu olsa, yapacağı işi tam yapıp sesini çıkaracağı uygun zamanı doğru bilse, hayat daha bir kolaylaşır, insan daha bir mutlu olur. 

Herkes kendisinin patronu olsa, yapacağı işi tam yapıp sesini çıkaracağı uygun zamanı doğru bilse, hayat daha bir kolaylaşır, insan daha bir mutlu olur. 

Çocukluğunda en yakınında olması gereken insan, seni olmadık zamanda bırakıp giderse eğer, hayatının geri kalanı bu durumdan farkında olmadan hep etkilenir.

Gözlerini açtığında iki insanı tanırsın önce, bilmezsin ki hayatının her anında bu iki insanın etkisi hep büyük olacak.

Zaman geçer, iki kişiden biri herkes kendi yoluna der ve senden uzaklaşır. Anlamsız bir durumun içinde bulursun kendini, en ihtiyacın olduğu zamanda bir tarafın hep eksiktir ama bunu senden başkası bilemez.

Gün gelir yaşananlar aklına gelir, nefret eder, benden daha da uzak olsun dersin gidenin arkasından.

Gün gelir bir telefon alırsın, küçükken seninle durup futbol oynaması gereken insanın, hiç yanında olmamasına rağmen artık senden tamamen uzaklaştığını öğrenirsin.

Zamanında arkasından ettiğin küfürler, “Neden?” soruları sonsuza kadar içine gömülür, ağlamak istersin ağlayamazsın, onunla geçirdiğin güzel diyebileceğin birkaç anıdan birini hatırlarsın istemesen bile.

Acıdır durum, anlatılması zor.

Tek bir damla akar gözünden, yalnız kaldığın zaman arkasından engelleyemediğin gözyaşları gelir.

Neden böyle olduğunu bilemezsin, nefretle kabul edemediğin sevginin anlamsız bir şekilde birleşmesini anlayamazsın.

Aklına belki istemsizce şu şarkı gelir:

“Bana bir masal anlat baba, içinde bütün oyunlarım, kurtla kuzu olsun, şekerle bal.”

Yaşamadığım bir duruma yaşamış kadar üzüldüm ve bu yazıyı yazdım. Başka diyecek bir şey yok. Keşke herkes vermesi gereken değeri doğru zamanda verse birbirine. Masal mutlu başlayıp mutlu bitse.

Yıl 2010, THY kabin hostesliği için iş görüşmesine gelmiştim İstanbul’a. İlk günü atlattım, ikinci gün çok sevinerek elendim. Neden çok sevinerek? Sınavlardan elenen insanlar stres bitti, elendik diye sevinçten ağlıyorlardı, bana göre değildi o iş.
Hadi birkaç gün daha kalayım, haftaya dönerim İzmir’e derken, telefonda anneme şunu dediğimi hatırlıyorum: “Anne ben buraya taşınmaya karar verdim, babam tepki verecek biliyorum ama eşyalarımı bana yollar mısınız?”.
Garip bir durum oldu evet ama eşyalarım geldi diğer hafta İstanbul’a. :)
Abimlerde kalıyordum ilk zamanlar, iş başvuruları yapıyordum her yere. Derken şuanki halı saha maçlarında bize taktik veren, takım arkadaşım Serkan’ın böyle böyle bir yer var demesiyle dediği yere görüşmeye gitmeye karar verdim.
Aradım, adresi aldım ve gittim. İstanbul’u çok bilmediğim için yanlış durakta inmişim, yarım saat yürüdüm ama sonunda vardım görüşmenin olduğu yere.
Ofisi ilk gördüğüm zaman dedim herhalde yanlış geldim, garaj gibi bir yerdeydi ofis, ama yok doğru gitmişim.
Her şey yolunda gitti ve bir gün sonra şuan hala çalıştığım yere, KeyFruit’a başladım. 2 sene nasıl geçti anlamadım, evet dün ikinci yılımı doldurdum. Bu 2 sene içerisinde 3 ev arkadaşı değiştirdim, iyi ki varsınız dediğim birçok kişiyi tanıdım, bazen Cumartesi, Pazar da çalıştım, çok pahalı dediğim iPhone’u satın aldım (Duyan Apple’ı satın aldım sanacak.) ve tek başıma eve çıktım. 
Burası çok şey kattı bana, ilerde anlatacağım güzel anılarım oldu. En garip anılarımdan biri de Cumartesi günü nasılsın diye soranlara “Yorgunum, dün halı saha maçım vardı, kazandık ama.” demem olmuştur herhalde.
Ha şimdi bana “Söyle o zaman ofsayt nedir?” diye sorarsanız onu hala bilmiyorum, yalan yok.

Yıl 2010, THY kabin hostesliği için iş görüşmesine gelmiştim İstanbul’a. İlk günü atlattım, ikinci gün çok sevinerek elendim. Neden çok sevinerek? Sınavlardan elenen insanlar stres bitti, elendik diye sevinçten ağlıyorlardı, bana göre değildi o iş.

Hadi birkaç gün daha kalayım, haftaya dönerim İzmir’e derken, telefonda anneme şunu dediğimi hatırlıyorum: “Anne ben buraya taşınmaya karar verdim, babam tepki verecek biliyorum ama eşyalarımı bana yollar mısınız?”.

Garip bir durum oldu evet ama eşyalarım geldi diğer hafta İstanbul’a. :)

Abimlerde kalıyordum ilk zamanlar, iş başvuruları yapıyordum her yere. Derken şuanki halı saha maçlarında bize taktik veren, takım arkadaşım Serkan’ın böyle böyle bir yer var demesiyle dediği yere görüşmeye gitmeye karar verdim.

Aradım, adresi aldım ve gittim. İstanbul’u çok bilmediğim için yanlış durakta inmişim, yarım saat yürüdüm ama sonunda vardım görüşmenin olduğu yere.

Ofisi ilk gördüğüm zaman dedim herhalde yanlış geldim, garaj gibi bir yerdeydi ofis, ama yok doğru gitmişim.

Her şey yolunda gitti ve bir gün sonra şuan hala çalıştığım yere, KeyFruit’a başladım. 2 sene nasıl geçti anlamadım, evet dün ikinci yılımı doldurdum. Bu 2 sene içerisinde 3 ev arkadaşı değiştirdim, iyi ki varsınız dediğim birçok kişiyi tanıdım, bazen Cumartesi, Pazar da çalıştım, çok pahalı dediğim iPhone’u satın aldım (Duyan Apple’ı satın aldım sanacak.) ve tek başıma eve çıktım. 

Burası çok şey kattı bana, ilerde anlatacağım güzel anılarım oldu. En garip anılarımdan biri de Cumartesi günü nasılsın diye soranlara “Yorgunum, dün halı saha maçım vardı, kazandık ama.” demem olmuştur herhalde.

Ha şimdi bana “Söyle o zaman ofsayt nedir?” diye sorarsanız onu hala bilmiyorum, yalan yok.

Eski sevgiliden gelen “Nerede tanıştığımızı hatırlıyor musun?” sorusu için geçenlerde şöyle demiştim: “Kayahan gibi romantik bir cevap verebilseydim zaten ayrılmazdık.”
Bugün ise şunun ne demek olduğunu arıyorum ama bir türlü bulamıyorum: “Karpuz yerken aklıma geldin.”
Evet böyle insanlar var, ama üzgünüm biz ayrı dünyaların karpuzlarıyız…

Eski sevgiliden gelen “Nerede tanıştığımızı hatırlıyor musun?” sorusu için geçenlerde şöyle demiştim: “Kayahan gibi romantik bir cevap verebilseydim zaten ayrılmazdık.”

Bugün ise şunun ne demek olduğunu arıyorum ama bir türlü bulamıyorum: “Karpuz yerken aklıma geldin.”

Evet böyle insanlar var, ama üzgünüm biz ayrı dünyaların karpuzlarıyız…

Kadın ve erkek farklı düşünür.
Senin gözünde ondan başka kimse yoktur ama o sana köprüyü geçene kadar ayı ve dayı durumunu yaşatır.
Sen onun aklındasın sanarken, o aklını başka şeylerle meşgul ediyordur çoktan.
O yeni kapıları açmış, yeni insanları hayatına sokmuş olur ama sen o arkasını dönen kişinin geri geleceğini umut ederek yaşamaya devam edersin. 
Tüm bunların sonunda şu gelir akıllara: “Kimseyi hayatının merkezine koymayacaksın.”
Bunu bir arkadaşım için yazdım, o kendini biliyor diyerek susuyorum. :)
Son söz: Burada geçen kişilerden hangisinin kadın hangisinin erkek olduğunu belirlemek size kalmış. 

Kadın ve erkek farklı düşünür.

Senin gözünde ondan başka kimse yoktur ama o sana köprüyü geçene kadar ayı ve dayı durumunu yaşatır.

Sen onun aklındasın sanarken, o aklını başka şeylerle meşgul ediyordur çoktan.

O yeni kapıları açmış, yeni insanları hayatına sokmuş olur ama sen o arkasını dönen kişinin geri geleceğini umut ederek yaşamaya devam edersin. 

Tüm bunların sonunda şu gelir akıllara: “Kimseyi hayatının merkezine koymayacaksın.”

Bunu bir arkadaşım için yazdım, o kendini biliyor diyerek susuyorum. :)

Son söz: Burada geçen kişilerden hangisinin kadın hangisinin erkek olduğunu belirlemek size kalmış. 

İnsanın idealleri olmalı. İmkansız olsa da peşinden gittiği, diğer insanlardan kendini farklı hissetmesine sebep olan idealler.

Efes içen duygusal saftirik

Sıkılır insan bazen. Nedenini bilmez. Bir şeyleri başarmak için çabalar, çok bir şey olmadığını görünce yorulur, üzülür. Bazen yalnız kaldığını düşünür insan, sağına soluna bakınca kimseyi bulamaz yanında. Oysa o yanında olmayanların yanında olmuştur her zaman. SONRA düşünür bu saftirik insan, “Gerizekalı mıyım?” diye sorar kendine. Ben de ona şunları söylerim: Sıkılmazsan hayatın eğlenceli taraflarını nasıl göreceksin? Nedensiz sıkılmak iyidir hem, durumu farkedince zıplayarak ayağa kalkarsın.

Yalnız kalmak zordur evet, hele tek başına yaşıyorsan. Ama şöyle düşün yaşın kaç? Ailenle yaşamak varken sen zoru seçtin, ilerde yalnız olacağına şimdiden alıştırmalara başla, hayatındaki insanları çoğalt. Kendi istediğin şekilde yaşıyorsun, gerisi boş. En önemlisi bir hayalini gerçekleştirdin. Sevdiklerin uzakta bile olsa ucuz bilet sayesinde bir saat içerisinde yanında olabilirler hem. Sağolsun Pegasus. 

Çabalamak, unuttum sanma seni. Başarmak için çok çalışmalı insan katılıyorum. Hakettiğin yerlere gelirsin sonunda, bir yıl olur iki yıl olur, ne zaman gelirsin o hiç belli olmaz, sen vazgeçme yeter. Seni engellemek isteyen insanlar da çıkabilir önüne, zıpla üstlerinden öne geç, yeri gelince üstüne basıp geç. O sana kalmış artık.

Sevgili saftirik insan, demek istediğim üzül, sıkıl, ağla, vazgeç ama bir yere kadar bunlar. İnsan sevdiğinden ayrılsa da, çok çalışıp sonunda bir şey elde edememiş olsa da, yanında arayıp kimseyi bulamasa da, yolun sonunda hepsini görmezden gelip yaşamaya devam ediyor. Ondan çok takılma her şeye, aç şimdi bir Efes, uzat ayağını takılmana bak. Hayat geçiyor, oturup bir köşede ağlamanı beklemez. Çok öpüyorum duygusal saftirik.

Kimdir bu Osman?

Osman garip bir isim Haydar gibi, kim olduğu daha da garip. Abim üniversite sınavına hazırlanırken eve miyavlayan bir mont ile geldi. Garip montu görünce gelsin paralar diye sevinirken montun içinden yavru bir kedi çıkıverdi. Küçüklüğümden beri hayvanları çok sevdiğimden kediyi görünce pek bir mutlu oldum. Annem: “Hayatta sokmam eve.” dedi ama ismini “Osman” koyduğumuz kedi bizimle yanlış hatırlamıyorsam 8-9 sene yaşadı. Hayatımda önemli bir yere sahip olan Osman, burada yaşamaya devam etsin istedim…